|
Süreyya Özden : SMART Çubuklu’nun Candır köyünde doğdum. İlkokulu da köyde okudum. Ardından Ankara’da büyük sanayide tornacı olarak işe başladım. Akşamları da kendimi geliştirmek için pratik teknik resim eğitimi aldım. Üç yıl sanayide çeşitli şerlerde çalıştıktan sonra kendi iş yerimi açtım, plastik kalıpçılık yaptım. Her geçen yıl işimi büyütmek, daha iyisini yapmak için uğraştım. Müşterinin mağdur olmaması için çabaladım. Kalıpçılık çok özen isteyen bir iş, el emeği göz nuru var. O zaman şimdiki imkanlar da yoktu ve hata kabul etmiyordu. Ama ben her zaman en iyisini yakalamaya çalıştım ve Ankara’da kendi plastiğini yapan kalıpçı yokken plastiği kendim basmaya başladım. Tabi plastiği yapınca müşteri işi bitmiş olarak almaya başladı. Onun için çok daha cazip bir hal aldı. Bizim için de önemli bir açılım oldu.
Peki, Smart nasıl doğdu?
1979’da boya işiyle uğraşan bir arkadaşımız bize geldi ve bizden boya ambalajı yapmamızı istedi. O boyasını yaptı, biz de plastiğini yaptık. 2001 yılına kadar birlikte ürettik.Sonrasında yollarımız ayrıldı ve kendi markamızı yarattık.2004 yılına kadar Smart Fransa’da üretiliyordu, biz burada dolumunu yapıyorduk. Çünkü bizim Türkiye’deki alt yapımız, teknolojimiz üretim için müsait değildi. Yurt dışındaki ile aynı ayarda bir ürün yapmamız gerekiyordu. 2004 yılına geldiğimizde kaliteli bir üretim yapabileceğimiz teknolojiyi buraya transfer ettik. Artık Smart’ı tamamen burada üretiyoruz.
Bir aile şirketisiniz öyle değil mi?
Evet, üç kardeşiz ve bir de yeğenimiz var. Hep beraber çalışıyoruz. İç piyasa ve pazarlamaya Mustafa Özden, imalata da Erdoğan Özden bakıyor. Yeğenim Samettin Özden de çıraklıktan beri benim yanımda.
Neden Smart ismini seçtiniz?
Markamıza bir isim ararken, aile şirketi olduğumuz için kendi isimlerimizin baş harflerinden bir şeyler çıkarmaya çalıştık önce. Bu süreçte bir arkadaşımız “Smart”ı önerdi. Hem aTürçedeki karşılığı hoşumuza gitti hem de İngilizce olması. Sonuçta amacımız dünyaya bu markayı tanıtmaktı. Kesinlikle isabetli bir isim olduğuna inanıyoruz ve çok seviyoruz bu ismi.
Nedir Smart’ın farkı?
Boyanın deriyi çatlatmadığına, aksine deriyi koruduğuna dair çok önemli belgelerimiz var. Bunlar uluslararası itibar gören belgeler. Dünyadaki en iddialı firmalarda bile bu belgeler yok. Bir tem Smart’ta var.
Smart’ı kimler kullanıyor?
Smart Türkiye’de ayakkabı boyası denilence ilk akla gelen marka. Hatta dünyada da. Neredeyse bütün evlere giriyoruz. Herkese hitap ediyoruz, ürün yelpazemiz çok geniş. Örneğin ürünlerimiz askeri şartnamedeki özelliklere uyduğu için Türk Silahlı Kuvvetleri Smart kullanıyor. Üst segment boyalar kullandığımız ürünlerimiz var bunlar biraz daha pahalı, Bunun yanında alt segment boyalarla ürettiğimiz orta ve az gelir düzeyine yönelik ürettiğimiz boyalar da var. Yani gerçekten herkese hitap ediyoruz.
Bir yandan da ürün yelpazenizi genişletiyorsunuz. Smart’ta boyadan başka neler var?
Oda spreyi, ahşap temizleyici, lavabo açıcı yapıyoruz.
İhracat oranlarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Ürettiğimizin yüzde 85’ini ihraç ediyoruz. Rusya, Ukrayna, Belarus, Kazakistan, İran, Romanya’nın da aralarında olduğu 28 ülkeye ihracat yapıyoruz.
30 yıllık bir macera ve azımsanamayacak bir başarı öyküsü Smart’ınki. Nedir bu başarının sırrı?
Birincisi piyasadaki itibarınızı korumak ki bu itibar sizin kalıcı sermayeniz. İkincisi de her anlamda çok titiz olmak. Uzun soluklu olmak için bu şart. Ayrıca az kazansanız da, zarar etseniz de işten taviz vermemelisiniz. Dürüstlük de çok önemli. Hile yapan kendi kasasından çalar, bu net. Çocuklarımın kullanmadığı hiçbir şeyi ne üretir ne de satarım.
Smart piyasadaki rakiplerine göre pahalı mı?
Evet, biraz pahalı çünkü biz: fiyatla değil kalite ile rekabet ederiz. Kalite her zaman kalıcıdır.
Yaptığınız işin, ürettiğiniz ürünün beğeniliyor olması nasıl hissettiriyor?
Ürünümüz beğenildiği zaman kendimizi başarılı hissediyoruz. Yurt dışı seyahatlerimde markamızı gördüğüm zaman çocuğumu görmüş gibi oluyorum.
Birçok insan istihdam ediyorsunuz ve onlar için her öğlen yemek yapılıyor. Yemek konusunda nelere dikkat ediyorsunuz?
Kesinlikle çok hassas davranıyoruz ama biraz bizim dışımızda bir konu. Sonuçta aşçının işi bu. İyi bir aşçıyla çalışıyoruz,evimizde kullandığımız ürünlerin aynısını kullanıyoruz. Ama başta bizim beğenmemiz ve zevkle yememiz lazım ki çalışanlarımız da yesin. Sonuçta hepimiz aynı yemeği yiyoruz. Ayrıca çalışanın ilk önce karnı doyacak, ondan sonra cebi doyacak. Bu iki hassasiyeti dengeli tutabilirsek çalışan mutlu olur.
Yemek demişken, sizin yemek konusunda özel tercihleriniz var mı?
Balık yemeyi çok severim ama maalesef özel günler haricinde çok fazla yiyemiyoruz. Et yemeklerini daha çok tüketiyorum. Mutlaka sıvı yağ tüketiyorum, katı yağ kullanmıyorum. Mümkün oldukça organik ürünleri tercih ediyoruz. Biberi, domatesi, salatalığı, meyveyi kendimiz yetiştiriyoruz.
Doğayı seviyorsunuz yani…
Evet, kesinlikle. Ayrıca bizim yaklaşık 14 saatimiz burada geçiyor. Onun için çevreye çok önem veriyoruz. Fabrikamızla beraber bölge de yeşillendi. Fabrikamız bahçesiyle, meyvesiyle, sebzesiyle güzel bir yer oldu. Öyle ki önceki sene bu Etimesgut Belediyesi örnek yer olarak gösterdi burayı.
Gençlere önerileriniz var mı?
Öncelikle yabancı dil çok önemli. Bir dil değil iki üç dil bilmek gerekiyor. Şimdi şartlar daha ağır, her geçen gün ağırlaşıyor. Zamana ayak uydurmak için çok çalışmak lazım. Bir de tek konu üzerinde uzmanlaşmak gerektiğini düşünüyorum. |